Özlem VURAL
1968 doğumlu olan Özlem Vural, Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunudur. Uzun yıllar, Plastform Mimarlık Firması için mimari tasarımlar yapmış, birçok projesi, kent mimarisi içindeki yerini almıştır. Halen mesleğini sürdürmektedir.
Mimarlık mesleğinin yanı sıra, zaman içinde yazdığı ve aynı zamanda resimlediği çocuk kitaplarıyla, hayatı, varoluşun amacını ve en önemlisi de insan olma bilincini, çocuksu bir ruhla, masum ve sevgi dolu bir bakış açısıyla çocuklara sunmaya çalışmaktadır.
Ay Kız
Uzun Ay gecelerini çok severdi Ay Kız.
Bazı gecelerde salıncakta usul usul sallanıp, boşluktaki yıldızları seyre dalardı.
Gözlerini iri iri açıp, dikkatli dikkatli yıldızlara bakardı.
Işıl ışıl yanıp sönen yıldızlar,
Ay Kız’a göz mü kırpıyorlardı yoksa?
Evet!
Ay Kız’a göre öyleydi.
Sürekli gözlerini kırpıştırıp durduklarına göre;
Yıldızlar onu görebiliyorlardı belli ki…
Bu yüzden, Ay Kız da her gece yıldızlara seslenir, o da onlara göz kırpardı.
Ay Salıncağı’nda hayallere dalan Ay Kız, düşünü kurduğu Mavi Gezegen’e gidebilecek mi bakalım…
Kuvarsi
Yazarın Kuvarsi adlı kitabında, evrenin tüm enerjilerini içinde barındıran sihirli taş Kuvarsi’nin, Atlantis’te, çocuklarla olan hikayesi konu ediliyor. Zaman zaman kristalden kocaman dev bir ağaca dönüşebilen, konuşabilen, insanları ve hayvanları şifalandırıp, hastalıkları iyileştirebilen, iyilik taşı Kuvarsi sayesinde çocuklar, taşların bile bir ruhu olduğunu bilerek, onlara karşı dahi sevgi duyacaklar bundan böyle
Kusi
Kusi, sevimli mi sevimli bir kuzucuk…
Ama yaşadığı çiftlikte azıcık sıkılmış…
En büyük hayali ise bir bulut olabilmek…
Kusi, koşa koşa, soluk soluğa gelip otlağın ortasında durdu, yüzünü mavi göğe doğru çevirdi.
Ve sonra:
“Heeey heeey Bulutlar, duyun beni!
Ben de bulut olmak istiyorum, tıpkı sizin gibi!…” diye, olanca gücüyle göğe doğru haykırdı.
Yazarın Kusi adlı kitabında, bulut olmaya heveslenen kuzucuk Kusi’nin, Bulut Buti’nin sırtında, göklerdeki seyahati ve yaşadığı maceralar konu ediliyor. Bulut olmak çok güzel belki ama, kuzu olmanın sorumluluğunu fark edebilecek mi Kusicik bakalım?
Kolibri
Sıcak bir yaz günüydü. Güneş, pırıl pırıl ışıklarını tüm parkın üzerine yaymıştı.
Ama öyle sıcaktı ki hava, parktaki tüm hayvanlar ve çiçekler terlemeye başlamışlardı.
“Off, çok sıcaak!…” diye yakındı önce Ayçiçeği. Güneşi çok sevdiği için, Ayçiçeği yüzünü her zaman güneşe doğru dönerdi aslında. Ama bugün, o bile terliyordu işte…
Sapsarı yapraklarından akan ter damlacıkları, tıpp, tıp tıpp diye ses çıkararak, tam altında uyuklayıp duran minik kaplumbağanın sırtına damlıyordu usul usul…
Ayçiçeği, kaplumbağa, karıncalar, Kolibri, hepsi bu parktalar…
Harika bir park burası…
İçinde türlü türlü sevimli hayvancıklar, rengarenk çiçekler, böcekler, salıncaklar ve daha neler var neler…
Ve bu park sürprizlerle dolu…
En büyük sürpriz ise KOLİBRİ…
Züzü
O gün Züzü, oyuna dalmıştı yine.
Oradan oraya uçuşup duran, rengarenk kelebekleri koşturuyordu neşeli neşeli….
Ne önüne bakıyordu, ne de arkasına.
Züzü dalgındı yine her zamanki gibi.
Derken, koca bir dikenin tam üstüne “patt” diye basıvermesin mi?
Züzü oyunu çok seviyor…
Ama öyle dalgın ve dikkatsiz ki, bu yüzden de ormanda başına gelmedik iş kalmıyor.
İyiliksever arkadaşları, Tırtıl Pırtıl, Kelebek Elbi ve Tavşan Tütü olmasa;
Züzü’nün hali ne olurdu acaba?
Tuli
Tuli gökyüzüne geri döndüğünde, bembeyaz bir bulutun üzerine yavaşça bıraktı kendini.“Ohh, ne de rahatmış bu yumuşacık bulutun üzeri!…
Hem de pufur pufurmuş!…” dedi kendi kendine.
O gün çok iş yapmış, fazlasıyla yorulmuştu.
Yalnızca bebek Lumi değildi ki kollayıp gözettiği;
Lumi’den başka birçok insan da vardı Tuli’nin yardım ettiği.
Hem Melek olmak hiç de kolay değildi elbette!…
Tuli, göklerde yaşayan meleklerden biri…
Lumi ise, beşiğinde uyuyup duran minicik bir bebek daha…
Melek Tuli’nin görevi, bebek Lumi’yi korumak.
Büyüdüğü zaman bile, yine hep yanında olmak.
Tuli ve Lumi bir arada neler yaşayacaklar acaba?
Mori
Mori doğduğu zaman mevsim bahardı…
Ağaçlar pembe pembe çiçek açmışlardı…
Mori’nin gelişi herkesi şaşırtmıştı.
Çünkü Mori’nin görünüşü birazcık farklıydı…
Her kurbağa yeşildi belki ama, Mori öyle değildi.
Yeşil olması gerekiyorken, o mor renkte doğmuştu.
Mor mu mor, şirin mi şirin, bir kurbağa yavrusuydu…
Yavru kurbağa Mori’nin hiç arkadaşı yok.
Bu yüzden de Mori’nin canı çok sıkılıyor.
Mori arkadaş edinmeye çok hevesli…
Ama ne yazıkki kimsecikler onunla oynamak istemiyor…